YÜKSEK SADAKAT: İNGİLİZCE ŞARKI BİR MEYDAN OKUMADIR

07 Aralık 2011 Çarşamba 22:52

YÜKSEK SADAKAT: İNGİLİZCE ŞARKI BİR MEYDAN OKUMADIR

YÜKSEK SADAKAT: İNGİLİZCE ŞARKI BİR MEYDAN OKUMADIR

 Türkiye'nin Eurovision'daki temsilinin bu seneki ismi Yüksek Sadakat… Onlarla röportaj sözünü daha haftalar öncesinden almıştım bile. Doğrusu tanımadığım bu isimlerin bu denli samimi ve yalın olabileceklerini hiç düşünmemiştim. Hatta Cihangir'deki çalışma ofislerine "dünyanın en büyük müzik yarışmasında ülkeyi temsil edecek kasıntı insanlar topluluğu"nun karşıma çıkacağı düşüncesiyle mırın kırın gitmiştim Ama öyle olmadı. Yüksek Sadakat grubunun 5 üyesinin 5'i de misafirperverliklerinde gösterdikleri samimiyetle onları tanımadan önceki düşüncelerimi yerle bir etti.

Bu samimi insanlarla Eurovision üzerine diğer röportajlara benzemeyen verimli bir söyleşi gerçekleştirdim. Bugünlerde herkesin sorduğu "neden İngilizce bir şarkı" sorusunu daha edebi bir dille açık açık sordum, cevabını istedim.

Ben grup üyelerinin verdiği cevapları çok samimi buldum. Live It Up (Hayatını Yaşa) ismindeki İngilizce şarkıyla Eurovision'a katılan sanatçıların Türkçe Olimpiyatları üzerindeki düşüncelerine de hayran oldum. Onlar, kelimenin tam anlamıyla birer entelektüel. Şimdi gelin; dilin sese, sesin de söze dönüştüğü röportajımızı okuyun.

***
Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni
Redaktör: Ayşegül Kafalı


***

"MÜZİK EVRENSELDİR VE BUNUN DİLİ MÜZİĞİN DİLİDİR"

— Müzik evrenselse sözün Türkçe ya da İngilizce olması bir ölçü olmamalı. Bir sanat eseri beslendiği toplumu yansıtır. Eurovision'a İngilizce bir şarkıyla katılmak sizce sanatı ait olduğu gelenekten koparıyor mu? Kendini temsil eden bir eseri önce bu halkın anlıyor olması gerekmez mi?

(KENAN VURAL) Aslında soruya giriş cümlesinde sorunun cevabını vermiş oldunuz. Her şeyden önce müzik evrenseldir ve dolayısıyla da bunun dili müziğin dilidir. Muhakkakkendi insanının anlıyor olması gerekir fakat bu konuda bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Yüksek Sadakat'in bu güne kadar yaptığı iş, grubun en önemli referansıdır. Yüksek Sadakat bu güne kadar müziğiyle olduğu kadar sözleriyle de öne çıkmış bir grup. Dolayısıyla da bizim insanımızın bizi anlamama gibi bir sıkıntı içinde olduğunu düşünmüyorum. Bizim de kafamızda "insanlar bizi anlıyor mu anlamıyor mu?" diye bir soru işaretimiz asla olmadı. Başarıya endeksli bir yarışmada ülkemizi temsil ediyoruz. Oraya sözlü bir müzikle, yani bir şarkı ile gidiyoruz. Biz şarkımızı söyleyeceğiz, insanlar da bize puan verecekler. Bizim tanımımızla örtüşen bir tanım olmasa da insanların kafasındaki başarı tanımı orada alacağımız dereceye göre belirleniyor. Üst sıralara tırmanmanız sizin başarınızı, tırmanmamanız da aslında başarısızlığınızı sembolize ediyor. Dolayısıyla siz oraya puan toplamaya gidiyorsanız sizin söylediğiniz söz ne kadar çok insan tarafından algılanırsa bu size o kadar çok puan olarak dönecektir diye düşünüyoruz.

yuksek-sadakat-1.jpg

"TÜRKİYE'Yİ İNGİLİZCE ŞARKILARLA TEMSİL EDENLER DAHA ÜST SIRALARA TIRMANDI"

Biz şarkıyı düzenlerken de Eurovision kriterlerini göz önünde bulundurduk, "ne yapabiliriz" diye düşündük. İngilizce söylemek de aslında tamamen bunun doğal bir sonucu. Bundan önceki senelere bakarak istatistikî bir çalışma yaptık. Türkiye'yi İngilizce şarkılarla temsil eden grupların daha üst sıralara tırmandığını gördük. Bu da gayet normal çünkü Avrupa'da İngilizce bilenlerin sayısı Türkçe bilen insanların sayısından çok. TRT ile yaptığımız görüşmelerde, onların da bize söyledikleri bu konuda özgür davranabileceğimiz, bir kısıtlama getiremeyecekleri yönündeydi. Hatta "öyle bir şarkı yapmak gerekiyor ki; bizim dereceye girmemizi olumlu yönde etkileyecek anahtar ya da kriter olan Avrupalı insanlardan puan, oy alabilelim" denildi. Zaten orada bize oy verecek Türk vatandaşlar var. Dolayısıyla temelde onların kendi anladıkları dilde şarkımızı söylediğimiz takdirde bizi daha iyi tanıyacak olmaları yatıyor.

"BİZİM İNGİLİZCE ŞARKI SÖYLEMEMİZ BELKİ DE BİR NOKTADA BİR MEYDAN OKUMADIR"

Türkiye, Avrupalılaşma sürecinde kanunlarını aslında Avrupa yasalarına benzetti. Yani bir takım kriterler var. Dolayısıyla biz zaten on senedir bu durumu yaşıyoruz. Bu tarafı da hep üstü kapalı ve bizimde aslında gerekmedikçe söylemediğimiz bir durum. Bizim İngilizce şarkı söylememiz belki de bir noktada bir meydan okumadır. Bizim Türkçe ya da İngilizce söylemeye ilişkin hiçbir kompleksimiz yok. Biz şarkımızı gayet doğal olarak çıkıp Türkçe söyleyebileceğimiz gibi İngilizce de söyleriz. Bu bizi herhangi bir şekilde etkilemez. Bu bize kendi açımızdan negatif bir etki oluşturmaz. Grup bundan etkilenmez. Yani bu orada belirlenen bir stratejidir. Sertap Erener de İngilizce bir şarkı ile birici oldu, Manga da İngilizce bir şarkıyla ikinci oldu. Neticede bu başarıya endeksli bir yarışmaysa ve başarı eğer derece ile ölçülen bir şeyse o zaman "bu yolda bizim ne yapmamız gerekir" diye düşündük ve bunun doğal sonucu olarak da yarışmayaİngilizce bir şarkı ile katılmaya karar verdik. Aslında bu bizim içimizde çok konuşulan önemli bir konu değil.

"YARATICI BİR EKİPLE VE İŞİN PROFESYONELİ OLAN KİŞİLERLE ÇALIŞIYORUZ"

— Başka bir röportajınızda "Parçanın düzenleme olarak 70'leri, ruh olarak 80'leri yansıttığını" söylediniz. Nasıl bir sahne şovu olacak? Sizi sahnede izleyenler 70'li yılları mı görecek?

(KENAN VURAL) Olabilir tabi ama bizim işimiz müzik. Müziği yazmak, müziği düzenlemek. Bunu şarkıya en iyi şekilde nasıl yansıtacağımızın formülünü bulmak. Dolayısıyla burada hiç birimiz koreograf değiliz, hiç birimiz sahne şovu düzenlemedik. Tabiî ki nasıl ki stüdyo aşamasında işi bilen güvendiğimiz teknik adamlarla mühendislerle çalıştıysak; her konuda kostümlerimiz konusunda da, koreografi konusunda da, sahne şovu konusunda da yaratıcı bir ekiple ve işin profesyoneli olan kişilerle çalışıyoruz. Bu güne kadar bizim aklımızda bir takım şeyler vardı ama neticede buna karar verecek olan profesyonel bir ekiptir. Onlar bize kabaca bir takım fikirlerle geldiler. O konuda çok daha detaylı bir çalışma yapılmadı ama bu günlerde yapıyoruz. Bizim kafamızdaki şey "insanlara öyle bir sahne şovu gösterelim ki bu yetmişleri, seksenleri yansıtsın" düşüncesi değil. Bizi görsel anlamda orada daha kuvvetli gösterecek olan şey akıllıca kurgulanmış bir fikrin sahneye doğru olarak uygulanması olacaktır.

"EUROVISION POLİTİK BİR YARIŞMA AMA İYİ BİR ŞARKININ HER ZAMAN ŞANSI VAR"

— Sizce Eurovision politik bir yarışma mı? Yarışmanın değerlendirme ölçüleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?           

(KUTLU ÖZMAKİNACI) Kısmen evet. "Tümüyle" demek haksızlık olur. Elbette ülkelerin politik tercihleri, birbirleri karşısındaki pozisyonları sonuç üzerinde etkili olabiliyor. Fakat bütün başarıları bu politik aynaya bakarak değerlendirmek haksızlık olur. Mutlaka diğer şarkılara nazaran daha iyi olan şarkıların başarı şansı daha yüksek olacaktır. Bu yüzden bu yarışmada ikisi arasında bir şekilde kendi içinden kaynaklanan bir denge olduğunu düşünüyoruz. Bunu da bir veri durumu olarak kabul ediyoruz. Yani bu değiştirilebilecek bir şey değil. Zaten yarışmaya bunu bilerek giriyoruz. Evet, kısmen politika var ama o yarışmada iyi bir şarkının her zaman şansı var.

"ŞARKIMIZA GÜVENİYORUZ"

— Rakiplerinizi dinlediniz mi? Yarışmada kendinizi ne kadar şanslı görüyorsunuz?

(KUTLU ÖZMAKİNACI) Henüz hepsi açıklanmadı. Kırktan fazla ülke var. Açıklananların sayısını bilmiyorum ama on beş kadar açıklanmamış ülke vardır. Aslında bu sorunun en sağlıklı cevabını vereceğimiz zaman Almanya'ya gittiğimiz zaman olacak. O tarihe kadar şarkıların belirlenmesi gecikebiliyor. Biz Almanya'da tümünü dinlediğimizde "bu güzel bir şarkı, bu zorlar, bu zorlamaz, biz bundan daha iyiyiz, şu bizden daha iyi" gibi yorumlar yapabilecek duruma geleceğiz.

— Şarkınıza birincilik için güveniyor musunuz?

(KUTLU ÖZMAKİNACI) Güveniyoruz. Güvenmesek zaten başka bir şarkının arayışında olurduk.

yuksek-sadakat-3.jpg

"LIVE IT UP YÜKSEK SADAKAT'İN BESTESİ, DÜZENLEMESİDİR. BİZ NE YAPTIĞIMIZI BİLİYORUZ"

— Her yıl tekrarlanan "Eurovision şarkısı çalıntı" iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Aynı yafta size de yapıştırıldı.

(SERKAN ÖZGEN) Bunu aramızda çok konuştuk ve üstünde çok fazla durmamaya karar verdik. Muaz Bey; sonuçta sizin de söylediğiniz gibi her sene Eurovision şarkısı üzerinde bu tarz spekülasyonlar yapılıyor. Bu parça Yüksek Sadakat'in bestesi, düzenlemesi olan özgün bir parça ve biz ne yaptığımızı biliyoruz. Bizim için önemli olan da bu. Müzik türleri, formları birbirine benzeyebilir. Bu demek değil ki; bizim şarkımız net bir şekilde bir şarkıya benziyor. Fakat ön yargıyla dinleyip hemen bir açık bulmaya çalışıp; "Evet bu parça çalıntıdır!" diye ortaya birisinin böyle bir laf atması da çok yakışıksız bir durum. O iddiadan sonra bütün basın bunu bizi dinlemeden haber yaptı. Haberlerde "çalıntı" diye bir kelime geçiyor. Çalmak hırsızın işidir. Biz hırsız mıyız? Ama dediğim gibi bu muhabbet böyle çok uzar. Bunun hakkında saatlerce de konuşabiliriz. Bu konu üzerinde çok fazla yorum yapmaya gerek duymadık. Zaten grubumuzun bir avukatı var, o da gerekli basın açıklamasını yaptı. Bu da belli çevrelere bir şey anlatmak adına yeterli oldu zaten.

"EUROVISION SONUÇ NE OLURSA OLSUN BİZİM İÇİN İYİ OLACAKTIR"

— Eurovision'da bir ülkeyi temsil etmek Yüksek Sadakat'in sanatını gelecekte nasıl etkileyecek?

(ALPAY ŞALT) Bence derece ne olursa olsun iyi yönde etkileyecek. İyi bir derece de olsa, kötü bir derece de olsa öncelikle grubun tecrübesi çok fazla artmış olacak. Çünkü düzenlenen bu yarışma, dünya üzerindeki en büyük müzik yarışması. Daha kapsamlı bir yarışma yok. Böyle bir organizasyonun içinde bulunmak, o tecrübeyi yaşamak, orada müzik dünyasından farklı kişilerle tanışmak, faklı ülkelere gitmek, görmek, dinlemek bunların hepsi bizlerde bir iz bırakacak. Bizde de biriken bu tecrübe ve yaşadığımız olayların mutlaka bir izdüşümü olacaktır. Bu da bizim bundan sonraki işlerimize yansıyacaktır ve sonuç ne olursa olsun bizim için iyi olacaktır.

"HEM ALBÜMÜNÜZÜ KALİTELİ YAPIP HEM DE KAYIT YAPTIKTAN SONRA SATABİLİYORSANIZ BAŞARILISINIZ DEMEKTİR"

— Yarışmaya albümleri en çok satan, ismi dünyada daha çok bilinen isimlerin katılması gerektiği yazılıp söyleniyor. Müzikte büyük olmanın ölçüsü nedir?

(UĞUR ONATKUT) Müzikte büyük olmanın ölçüsü aslında her şeyden önce her işte olduğu gibi yaptığınız işi iyi yapmanızdır. Bunun ölçüsü bir yandan albümünüzün çok satması gibi görünüyor olsa da albümünüz çok satarken "acaba yaptığınız işin kalitesi nedir" diye bakmak lazım. Hem albümünüzü kaliteli yapıp hem de kayıt yaptıktan sonra satabiliyorsanız başarılısınız demektir. Zaten öyle yaptığınız zaman da yıllar boyu dinlenirsiniz. Onun dışındakiler günlük gelip geçici şeylerdir. Zaten bunun da yurdumuzda çeşitli örnekleri var.

"TÜRKÇE OLİMPİYATLARI ÇOK ÖNEMLİ BİR ORGANİZASYON"

— Türkiye'nin Dede Efendi, Itri, Osmanlı padişahlarından bestekâr 3. Selim gibi değerlerinin olduğunu bir müzik tarihi var. Böyle bir köklü geçmişe sahip olmasına rağmen Türk müziğinin günümüzde Batı müziklerine karşı zayıf kalmasının sebebi ne? Türkiye'de düzenlenen Türkçe Olimpiyatları'nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

(UĞUR ONATKUT) Son sorunuzu tek bir cümleyle özetleyebilirim. Türkçenin yaygınlaştırılması ve tanıtılması açısından Türkçe Olimpiyatları çok önemli bir organizasyon. Diğer konuya gelince; aslında Türk insanının kendine olan güvensizliğinden kaynaklanan bir şey bu ve zaman içerisinde tarihe de baktığınız zaman iletişim içerisinde bulunduğumuz kültürlerin hep bizden daha iyi olduğunu düşündüğümüz için onları kopyalamaya çalışmışızdır. Türk müziği konusunda örnek olarak Popstar yarışmalarını göz önüne alabiliriz. İlk çıkan Popstar'da şarkı söylemeye çalışan arkadaşlar, batı müziği söylemeye çalışıp aslında bunu çok da beceremeyen arkadaşlardı. Popstar Alaturka yapıldığında müzikal anlamdaki alaturka içerisinde değerlendirdiğimizde her şeyin daha doğru icra edildiğini gördük. Yurtdışındaki Popstarlarda da; "Ne güzel söylüyorlar, nasıl yapıyorlar?" diye fikrimizi o yönde söyleriz. Ama onlar kendi müziklerini icra ediyorlar. Biz başka insanların müziği yapmaya çalışarak başarısız olduk. Şimdi bize de "ama siz de rock müzik yapıyorsunuz" diyebilirsiniz. Ama biz rock müziğini sevmekle birlikte Türklüğümüzü de göz ardı etmiyoruz. Kendi öğretilerimize yaşam tecrübemizi ve bu coğrafyanın bize sunduğu şeyleri de katarak bir sentez yaratmaya çalışıyoruz.

yuksek-sadakat-2.jpg

"BİZİM KENDİMİZİ DIŞARIDA İSPAT ETMEK GİBİ BİR ZORUNLULUĞUMUZ YOK"

— Kenan Bey, bu soruya sizin yanıtınız ne olur?

(KENAN VURAL) Ben Türk müziğinin batı müziklerine karşı zayıf kaldığı fikrine katılmıyorum. Türk müziğinin başka müzikler kadar popüler olmaması durumu olabilir, gayet normaldir. Bu gerilik değildir. Biz ne kendi dilimizi, ne kendi müziğimizi, ne de kendi tarihimizi hiç kimseye tekrar tekrar öğretmek ve ispat etmek zorunda değiliz. Ben oturup Osmanlı tarihi okuyorsam, Fransız devrimini okuyorsam; fakat bir Fransız, Osmanlı tarihini merak edip okumuyorsa bu onun eksikliğidir ve onun dünyaya eksik bakmasıdır. Biz grup olarak veya bireyler olarak hiç birimiz böyle bir aşağılık kompleksi içinde değiliz. Bizim kendimizi dışarıda ispat etmek gibi bir zorunluluğumuz yok.

"ÖNCE BİZ KENDİ DİLİMİZİ KENDİMİZ DOĞRU KONUŞALIM"

İnternette bütün dünyanın ve birçok Türk grubunun müzikleri var. Merak eden açıp dinler. Yani ben niye kendimi gidip bir Fransız'a ispat etmeye çalışayım, niye gidip kendimi İngiliz'e ispat etmeye çalışayım? Ben işte bunu yaptığım zaman kendi geriliğimi kabul etmiş oluyorum. Ben böyle olduğunu düşünmüyorum, bunu kabul etmiyorum ki… Benim böyle bir iddiam olmasa ya da benim böyle bir kompleksim olsa ben illa Türkçe şarkı söyleyeceğim diye tuttururdum. Grubun da böyle bir kompleksi olmadığı için gerekirse biz çıkar İngilizce de söyleriz. Gerekirse Almanca da öğreniriz, Fransızca da! Böyle bir durumumuz yok bizim. Kaldı ki birçok radyoda DJ'ler İngilizce konuşuyor. Fakat Fransa'ya gittiğinizde turist olduğunuz belli bile olsa bir yemek siparişi verirken bir kelime bile Fransızca konuşmaya çaba göstermezseniz, oradaki garson dönüp yüzünüze bile bakmaz. Önce o çabayı sarf etmelisiniz. Aksi halde İngilizce bilse bile konuşmaz sizinle. Onlar bu konuda bu kadar tutucular ve kendi değerlerine bu kadar önem veriyorlar. Dolayısıyla geri kaldığımız konusunda konuşurken her şeyden önce biz kendimize bakalım. Önce biz kendi dilimizi kendimiz doğru konuşalım. Bizim tarihimiz belli, nereden geldiğimiz belli, Türkiye'nin kendi bulunduğu coğrafyada ne kadar önemli bir ulus, ne kadar stratejik bir ülke olduğu belli. Kültürümüz ortada. Ben bunu niye gidip Fransız'a anlatmaya çalışayım? O bilmiyorsa bu onun ayıbı. Ben bu konuya böyle bakıyorum. Biz Eurovision'dan bağımsız ulusal bir yarışma düzenlersek ve Yüksek Sadakat grubu da kalkıp ona İngilizce bir şarkıyla katılırsa o zaman ben sizinle hemfikir olurum.

"TÜRKÇE OLİMPİYATLARI DİLİMİZE SAHİP ÇIKMAMIZ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ"

— Peki, siz Türkçe Olimpiyatlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

(KENAN VURAL) Olumlu bir çaba olarak görüyorum. Bir kere Türkçe sevdiriliyor. Dil ortak bir şeydir. İnsanın kendini, yaşadığı toplumu tanımlaması, tarihini tanımlaması ortak bir kültür ve bilinç yaratması konusundaki en temel birleştirici unsurdur. Bu manada bu yapılan işi tabi ki çok güzel buluyorum. İnsanların buna gösterdiği ilgi, Türkiye'nin bu noktada stratejik bir noktada bulunması, bunu düzenleyen bir ülke olması tabi ki dilimize sahip çıkmamız açısından çok önemli…

"OKURLARIMIZDAN İSTEĞİMİZ BİZİM KENDİMİZE İNANDIĞIMIZ KADAR ONLARIN DA BİZE İNANMALARI"

— Eurovision öncesi Haber Aktüel okurlarına bir mesajınız var mı?

(KENAN VURAL) Eurovision'u düşünerek konuşacak olursak; bizler çok inandığımız bir şarkı ile oraya gidiyoruz. Bizim için ilk günden beri öncelik; müzik tarzı olarak Yüksek Sadakat'i yansıtan şarkıyla oraya gitmekti. Şarkımızdaki düzenleme fikirlerine, şarkının yapısına baktığımız zaman şarkının Yüksek Sadakat'ten kopuk bir parça olmadığını zaten dinleyiciler de duyacaktır. Bizim içimize gayet sindi. Biz kendimizden uzaklaşmadan buraya gidiyoruz ki; başarı bizim için birazcık da bu şekilde tanımlanıyor. Daha önce yarışmaya katılan Atena da, Mor ve Ötesi de hep kendi tarzları olan müziklerle gittikle ve bizim gözümüzde onlar başarılı oldular. Sertap Erener, Kenan Doğulu da keza öyle, kendilerine yakışan parçalarla yarışmaya gitmişlerdi. Dolayısıyla bizim için önemli olan da budur. Biz bunu başardığımızı düşünüyoruz. Sadece sahne üzerinde değil, sahnenin öncesinde ve sonrasında da ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceğimize inancımız sonsuz. Dolayısıyla okurlarımızdan da isteğimiz bizim kendimize inandığımız kadar onların da bize inanmaları ve desteklemelerini esirgememeleri.

…bitti!yuksek-sadakat-4.jpg

Yorum Gönder

@name x